
Bundan on-on beş yıl öncesini hatırlayın. Bir bilgiye ulaşmak için Google’ın o beyaz sayfasına anahtar kelimeleri dizer, “belki çıkar” umuduyla sayfalarca aşağı inerdik. O zamanlar dijital okuryazarlık, “doğru anahtar kelimeyi (keyword) bulma” sanatıydı. Ancak dünya değişti. Artık internetten bir şeyleri “aramıyoruz”; internetin devasa zekasına “soru soruyoruz”.
İşte bu noktada karşımıza o sihirli kelime çıkıyor: Prompt.
1. Anahtar Kelimelerden Cümlelerin Gücüne
Eskiden robot gibi düşünmeye zorlanırdık. “En iyi makarna tarifi” yazardık ve karşımıza çıkan onca site arasından en iyisini biz ayıklardık. Şimdi ise durum çok farklı. Yapay zekaya; “Elimde sadece mantar ve krema var, 15 dakikada hazırlayabileceğim İtalyan usulü bir tarif verir misin?” dediğimizde, bize sadece bir link vermiyor; bizzat şefin kendisi oluyor.
Bu dönüşüm, aslında bir zihniyet devrimi. Arama motorları bize seçenek sunarken, promptlar bize sonuç sunar. Ancak bu sonucu ne kadar kaliteli alacağınız, tamamen soruyu nasıl sorduğunuza bağlı.
2. Prompt Nedir, Ne Değildir?
Araştırmalarım sonucunda şunu gördüm: Birçok kişi prompt yazmayı bir “komut vermek” sanıyor. Oysa prompt, yapay zekayla kurulan bir diyalogdur. Eğer bir asistana “Bana bir rapor hazırla” derseniz, muhtemelen hiçbir işinize yaramayacak, genelgeçer bir metin alırsınız. Ama ona; “Sen kıdemli bir pazarlama stratejistisin. 2025 yılı e-ticaret trendlerini, özellikle Z kuşağının satın alma alışkanlıkları üzerinden analiz eden, 3 maddelik bir özet rapor hazırla” derseniz, işte o zaman gerçek cevheri görürsünüz.
3. “Doğru Soru” Neden “Doğru Arama”dan Daha Değerli?
Doğru aramada sadece bulursunuz. Doğru soruda ise yaratırsınız. Bağlam (Context) Her Şeydir: Yapay zeka sizin zihninizi okuyamaz (henüz!). Ona kim olduğunu, neden bu bilgiye ihtiyacınız olduğunu ve sonucun nasıl görünmesi gerektiğini söylemelisiniz.
- Rol Tanımlama: Ona bir kimlik verin. “Bir avukat gibi düşün”, “Bir yazılımcı gibi kodla”, “Bir masal anlatıcısı gibi betimle”. Rol tanımlamak, yapay zekanın odak noktasını daraltır ve derinleştirir.
- Kısıtlamalar Koyun: “Uzun olmasın”, “Teknik terim kullanma”, “Sadece listeler halinde yaz” gibi kısıtlamalar, gürültüyü temizler.
4. İyi Bir Promptun Anatomisi
Deneye yanıla oluşturduğum, benim “Altın Reçete” dediğim formül şu:
Rol + Görev + Bağlam + Format = Mükemmel Sonuç
Kötü Örnek: “Bana bir blog yazısı yaz.” İyi Örnek: “Sen deneyimli bir gezi yazarısın (Rol). Kapadokya’da 3 günlük bir rota oluştur (Görev). Bu rota bütçe dostu olmalı ve kalabalıktan uzak yerleri içermeli (Bağlam). Yazıyı samimi bir dille, alt başlıklar kullanarak hazırla (Format).”
Aradaki fark, sadece birkaç kelime gibi görünebilir; ancak sonuçlar arasındaki uçurum, amatörlük ile profesyonellik arasındaki fark kadardır.
5. Gelecek, Soru Sorabilenlerin Olacak
Artık bilgiye ulaşmak bir yetenek değil. Bilgi her yerde. Asıl yetenek, o bilgiyi işlemek için doğru komutu verebilmekte. Prompt mühendisliği (Prompt Engineering) bugün bir meslek dalı olarak görülse de, aslında hepimizin öğrenmesi gereken yeni bir “ana dil”.
Yapay zekaya “ne yapacağını” söylemekten ziyade, “nasıl bir sonuç hayal ettiğinizi” anlatmaya başladığınızda, bu teknolojinin sadece bir araç değil, inanılmaz bir iş ortağı olduğunu fark edeceksiniz.
Son Söz: Öğrendiğim en büyük ders şu oldu: Cevaplar, sorunun kalitesi kadar iyidir. Eğer aldığınız sonuçtan memnun değilseniz, yapay zekayı suçlamadan önce dönüp aynaya, yani promptunuza bakın. Belki de sadece biraz daha detay ve biraz daha “insani” bir dokunuş gerekiyordur.
Siz de aramayı bırakın ve doğru soruları sormaya başlayın. Göreceksiniz, kapılar çok daha hızlı açılacak.








