All Posts By

Olcay Ates

İç Denetim

Rakamların Ötesine Geçmek: Denetimde “Makul Güvence”

20/06/2026

Denetim kelimesini duyduğunuzda aklınıza ilk ne geliyor? Muhtemelen kalın klasörler, bitmek bilmeyen Excel tabloları, gergin toplantı odaları ve “Hata bulmaya çalışıyorlar” hissinin yarattığı o hafif karın ağrısı… İşin aslı, dışarıdan bakıldığında denetim, sadece uygunluk testlerinden ve kutucukları işaretlemekten ibaret sert bir mekanizma gibi görünebilir. Ancak masanın her iki tarafında da oturmuş biri olarak söyleyebilirim ki; denetim aslında tamamen güven ve iletişim üzerine kurulu bir sanattır.

Bu sanatın tam merkezinde ise teknik bir terim yer alır: Makul Güvence. Peki, nedir bu makul güvence ve neden mutlak bir kesinlik yerine “makul” olanın peşindeyiz? Dahası, bu güvenceyi arama yolculuğu, denetlenen tarafta nasıl bir iz bırakır?

“Yüzde Yüz” İllüzyonu ve Makul Güvencenin Gerçeği

Öncelikle şu efsaneyi bir yıkalım: İş dünyasında, özellikle de karmaşık finansal ve operasyonel süreçlerde “%100 kesinlik” diye bir şey yoktur. Bir denetçinin, bir kurumun attığı her adımı, kestiği her faturayı veya aldığı her kararı tek tek incelemesi hem zamansal olarak imkansızdır hem de ekonomik açıdan mantıksızdır.

İşte makul güvence, tam bu noktada devreye giren bir dürüstlük sözleşmesidir. Denetçinin, “Yaptığım örneklemeler, risk analizleri ve testler sonucunda, bu tablolarda veya süreçlerde büyük, sistemi felç edecek veya kararları saptıracak önemli bir hata bulunmadığına dair yüksek ama mutlak olmayan bir kanaate vardım” demesidir.

Küçük bir benzetme yapalım: Bir aşçının devasa bir kazan çorbayı müşteriye sunmadan önce tadına bakması gibidir denetim. Aşçı kazanın tamamını içmez; ama doğru yerden, doğru miktarda aldığı bir kaşık (örneklem), ona çorbanın tuzu ve lezzeti hakkında “makul” değil, oldukça yüksek bir güvence verir.

Masanın Karşı Tarafı: Denetim Esnasında Karşı Taraf Ne Hisseder?

Denetim raporlarındaki kuru dille yazılmış maddelerin arkasında, her zaman insan hikayeleri ve organizasyonel refleksler yatar. Bir denetçinin “makul güvence”ye ulaşma çabası, karşı tarafta (yani denetlenen şirkette, departmanda veya yöneticilerde) derin etkiler bırakır. Bu etkileri doğru yönetmek, denetimin kalitesini doğrudan belirler.

1. Savunma Refleksinden İş Birliğine Geçiş

Denetim süreci başladığında, karşı tarafta ilk uyanan duygu genellikle “Kusurlarım ortaya çıkacak” endişesidir. Bu durum, çalışanların defansa çekilmesine, bilgi akışının yavaşlamasına neden olabilir.

Ancak deneyimli bir yaklaşım, karşı tarafa amacın bir “açık arama avı” olmadığını, aksine sistemin röntgenini çekerek onlara da bir konfor alanı yaratmak olduğunu hissettirdiğinde bu hava değişir. Makul güvence arayışının getirdiği o “büyük resme odaklanma” vizyonu karşı tarafa geçtiğinde, süreç bir sorgulamadan ortak bir check-up seansına dönüşür.

2. Süreçlerin Aynalanması ve Farkındalık

Çoğu zaman operasyonun içindeki ekipler, günlük koşuşturmaca ve “Körlük” sebebiyle kendi yarattıkları riskleri göremezler. Denetçinin makul güvence sağlamak adına sorduğu o “Neden bu şekilde yapıyorsunuz?” veya “Bu adımın alternatifi nedir?” gibi sorular, karşı tarafta birer aydınlanma anı yaratır. Karşı taraf, kendi süreçlerine dışarıdan ve analitik bir gözle bakmayı öğrenir.

3. “Doğru Yapıyorum” Rahatlaması (Yönetsel Konfor)

Denetim bittiğinde ve o makul güvenceyi içeren rapor sunulduğunda, karşı tarafın omuzlarından kalkan yük tarif edilemez. Bir düşünsenize; imza attığınız, yönettiğiniz süreçlerin uluslararası standartlara veya iç politikalara uygun olduğunun tescillenmesi, sadece üst yönetime karşı bir kalkan sağlamaz; aynı zamanda o ekibin iş yapış biçimine olan özgüvenini perçinler.

Sürecin Karşı Taraftaki Etkisini “Pozitif” Kılmanın Formülü

Eğer bir denetim süreci karşı tarafta sadece yorgunluk ve kırgınlık bırakıyorsa, o denetim teknik olarak başarılı olsa bile kurumsal kültür açısından başarısız olmuştur. Süreci her iki taraf için de verimli kılmanın sırrı birkaç temel adımda saklıdır:

  • Empatiyle Dinlemek: Rakamların arkasındaki operasyonel zorlukları anlamaya çalışmak. Bir hata varsa, bu hatanın sistemsel bir eksiklikten mi yoksa kötü niyetten mi kaynaklandığını ayırt edebilecek o sezgisel kası çalıştırmak gerekir.
  • Açık ve Şeffaf İletişim: “Ben buldum, rapora yazıyorum” yaklaşımı yerine, tespit edilen hususları süreç sahipleriyle sıcağı sıcağına tartışmak. Karşı tarafa argümanlarını sunma fırsatı vermek, sürecin adil olduğuna dair inancı artırır.
  • Katma Değer Odaklılık: Sadece “Burası yanlış” demek yetmez. “Buradaki bu risk, yarın sizin şu hedefinize ulaşmanızı engelleyebilir” diyerek resmi büyütebilmek, denetçiyi bir “gardiyan” olmaktan çıkarıp “güvenilir bir stratejik ortak” konumuna yükseltir.

Güvence Vermek, Güven İnşa Etmektir

Günün sonunda, denetim esnasında makul güvence vermek sadece teknik bir zorunluluk veya rapor formatının bir parçası değildir. O güvence; çalışanlara verilen bir güven nefesidir.

Bu güvenceye ulaşırken karşı tarafla kurulan köprü ne kadar sağlam, dil ne kadar yapaylıktan uzak ve samimi olursa, çıkan sonuç da o kadar kalıcı ve dönüştürücü olur. Unutmayalım ki; en iyi denetim, arkasında korku değil, daha iyiye gitme iştahı ve netlik bırakan denetimdir.

İç Denetim

Masanın Öteki Tarafı: Denetimi Bir “Korku Filmi” Olmaktan Çıkarmak

08/05/2026

İş hayatında hepimizin midesine o hafif ağrının girdiği, takvimde yaklaştıkça stres katsayısının arttığı bazı dönemler vardır. Bunların başında hiç şüphesiz denetim süreçleri gelir. Ofiste bir anda beliren yüzler, titizlikle incelenen dosyalar ve her an bir hata bulunacakmış hissi… Eğer bu duyguları yaşıyorsanız yalnız değilsiniz; ancak bu sürece bakış açımızı biraz değiştirdiğimizde, aslında elimizde ne kadar güçlü bir gelişim fırsatı olduğunu görebiliriz.

Tedirginliğin Kaynağı: Neden Korkuyoruz?

Denetlenen tarafta olmanın yarattığı o çekince aslında çok insani bir temele dayanıyor: Yargılanma korkusu. Kişi, yaptığı işin sadece doğruluğunun değil, aynı zamanda yetkinliğinin de sorgulandığını hisseder. “Acaba gözden kaçırdığım bir şey mi var?”, “Bu bulgu beni başarısız mı gösterir?” gibi sorular zihnimizde döner durur.

Ancak gerçek şu ki; denetim, bir “suçlu arama” operasyonu değil, bir sistem Check-Up’ıdır. Nasıl ki sağlığımızdan emin olmak için doktora gidiyor ve bir sorun çıktığında “İyi ki şimdi fark ettik” diyorsak, denetim sonuçlarına da aynı gözlükle bakmamız gerekiyor.

Denetim Aslında Ne Söyler?

Yılların getirdiği bir gözlemle şunu söyleyebilirim: En başarılı kurumlar, denetçiyi bir “müfettiş” olarak değil, bir “dış göz” olarak görenlerdir. Kendi işimize o kadar odaklanırız ki bazen “işletme körlüğü” dediğimiz durum kaçınılmaz olur. Kendi hatalarımızı kanıksar, eksik süreçleri normalleştiririz.

Denetim bu noktada devreye girer ve bize şu üç kritik katkıyı sağlar:

  • Risklerin Erken Teşhisi: Henüz büyük bir krize yol açmamış küçük çatlakları görmenizi sağlar.
  • Süreç İyileştirme: “Biz hep böyle yapıyorduk” cümlesinin ötesine geçip, “Daha iyi nasıl yapabiliriz?” sorusuna yanıt bulmanıza yardımcı olur.
  • Güven İnşası: Başarıyla tamamlanan bir denetim, sadece sizin değil, tüm ekibinizin ve sisteminizin rüştünü ispat etmesi demektir.

Korkuyu İş Birliğine Dönüştürmek

Denetim sürecini sancısız atlatmanın yolu, savunma mekanizmalarını bir kenara bırakıp şeffaflığı seçmekten geçiyor. Bir hata bulunduğunda bunu bir “yenilgi” olarak görmek yerine, sistemin bir açığını kapatmak için fırsat olarak değerlendirmelisiniz. Şunu unutmayın: Hiçbir sistem kusursuz değildir. Önemli olan kusuru saklamak değil, onu düzeltecek iradeyi sergilemektir.

“Denetim, karanlık bir odada el feneriyle yürümeye benzer. Işığın vurduğu yerdeki tozları görmek sizi üzmesin; aksine, o tozu temizleme şansı bulduğunuz için sevinmelisiniz.”

Sonuç Olarak…

Denetim masasının karşı tarafında oturmak zordur, kabul ediyorum. Ancak bu süreci bir sınav stresinden çıkarıp bir kurumsal gelişim yolculuğuna dönüştürmek bizim elimizde. Denetçinin raporundaki “bulgular” aslında gelecekteki başarılarınızın yapı taşlarıdır.

Bir sonraki denetim kapınızı çaldığında, derin bir nefes alın ve kendinize şunu hatırlatın: Bu süreç beni veya işimi yargılamak için değil; daha güvenli, daha verimli ve daha profesyonel bir yapı kurmak için var. Işığın vurduğu yerden kaçmayın, o ışığı yolunuzu aydınlatmak için kullanın.

İç Denetim

Dijital Dünyanın Görünmez Rehberi: Bilgi Sistemleri ve Yapay Zeka Denetimine Bakış

07/03/2026

Dijitalleşmenin hızı hepimizi bir noktada aynı soruyla karşı karşıya bırakıyor: “Elimizdeki bu devasa teknolojik yapı gerçekten güvenli ve verimli mi?” Eskiden denetim dediğimizde akla sadece mali tablolar ve evraklar gelirdi. Ancak bugün, bir şirketin kalbi sunucularda, bulut sistemlerinde ve karmaşık algoritmalarda atıyor. Hal böyle olunca, Bilgi Sistemleri (BS) ve Yapay Zeka (YZ) denetimi, kurumların ayakta kalması için bir lüksten ziyade hayati bir refleks haline geldi.

Peki, bu dijital labirentte doğru yolu nasıl buluruz? Gelin, teknik terimlerin ötesine geçip bu sürecin ruhuna odaklanalım.

1. Denetim Bir “Hata Bulma” Değil, Bir “Ayna Tutma” Sürecidir

Denetimin en büyük yanılgısı, bir açık bulup parmak sallamak olarak görülmesidir. Oysa gerçek bir denetim süreci, kurumun teknolojik kaslarını ne kadar doğru kullandığını gösteren berrak bir aynadır.

  • Süreç Odaklılık: Teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun, onu yöneten süreçler zayıfsa sistem çökmeye mahkumdur. Denetimde “Hangi yazılımı kullanıyorsunuz?” sorusundan ziyade, “Bu yazılım bir hata verdiğinde kim, nasıl müdahale ediyor?” sorusu çok daha kritiktir.
  • Risk Bazlı Yaklaşım: Her şeyi aynı anda denetleyemezsiniz. Önemli olan, kurumun “Aşil topuğu” neresi, onu tespit etmektir. Veri sızıntısı mı? İş sürekliliği mi? Yoksa algoritmik hatalar mı?

2. Bilgi Teknolojileri Denetiminde Olmazsa Olmazlar

Bir IT denetimine girdiğinizde, sadece kodlara bakmak buzdağının sadece görünen kısmıdır. Gerçek derinlik şu üç sütunda gizlidir:

  • Erişim Yönetimi: “Kim, nereye, neden erişiyor?” Bu soru, denetimin temel taşıdır. Gereğinden fazla yetki, saatli bir bombadır. Yetkilerin periyodik olarak gözden geçirilmesi, teknik bir zorunluluktan öte bir güvenlik kültürüdür.
  • Değişim Yönetimi: Gece yarısı yapılan “küçük bir güncelleme” sabah tüm sistemi kilitleyebilir. Yapılan her değişikliğin bir izi, bir onayı ve en önemlisi bir “geri dönüş planı” olmalıdır.
  • Veri Bütünlüğü ve Yedekleme: Veriyi korumak yetmez; o verinin doğruluğundan ve ihtiyaç anında geri döndürülebileceğinden emin olmalısınız. Hiç test edilmemiş bir yedekleme senaryosu, aslında hiç alınmamış bir yedektir.

3. Yeni Nesil Meydan Okuma: Yapay Zeka Denetimi

Yapay zeka artık hayatımızın her yerinde, ancak YZ denetimi hala pek çok kurum için “gri bir alan”. Geleneksel yazılımlar “Eğer A ise B yap” mantığıyla çalışırken, YZ kendi kararlarını üretiyor. Bu da denetimi bambaşka bir boyuta taşıyor.

  • Algoritmik Şeffaflık (Açıklanabilirlik): YZ bir karar verdiğinde, bu karara nasıl ulaştığını biliyor muyuz? Denetim süreci, “Kara kutu” modellerin içini açmalı ve kararların mantıklı bir zemine oturup oturmadığını sorgulamalıdır.
  • Veri Yanlılığı (Bias): Eğer YZ’yi eğittiğiniz veri hatalı veya yanlıysa, sonuçlar da kaçınılmaz olarak adaletsiz olacaktır. Denetçi, sistemin etik değerlere uygunluğunu ve ayrımcılık yapıp yapmadığını gözlemlemek zorundadır.
  • Sürekli Öğrenme ve Sapma: YZ modelleri zamanla “öğrendikçe” başlangıçtaki hedeflerinden sapabilir. Bu yüzden YZ denetimi tek seferlik bir olay değil, yaşayan bir izleme mekanizması olmalıdır.

4. Denetim Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken İnce Detaylar

Yıllar içinde şekillenen en önemli gözlemim şudur: En iyi denetim raporu, en çok teknik terim içeren değil, en uygulanabilir çözümleri sunandır.

  1. İletişim Dilini Doğru Kurun: Teknik ekiplerle denetçiler bazen farklı dilleri konuşur. Denetim, bir sorgulama değil, bir iş birliği olarak kurgulandığında asıl verim alınır.
  2. Otomasyondan Korkmayın: Manuel kontroller her zaman insan hatasına açıktır. Denetim süreçlerini otomatize eden araçlar kullanmak, hem zaman kazandırır hem de hata payını minimize eder.
  3. Sektörel Standartları Rehber Edinin: COBIT, ITIL veya ISO 27001 gibi çerçeveler tekerleği yeniden icat etmenizi engeller. Ancak bu standartları körü körüne uygulamak yerine, kurumun DNA’sına göre esnetmek gerekir.

Tüm Bu Süreci Toparlayacak Olursak Değerli Okuyucularım…

Bilgi sistemleri ve yapay zeka denetimi, sadece bir zorunluluk değil, bir vizyon meselesidir. Teknoloji ne kadar hızlı dönerse dönsün, denetim o hızı kontrol altında tutan fren mekanizmasıdır. Unutmayın ki, güvenli olmayan bir hız, her zaman felaketle sonuçlanır.

İyi bir denetim yapısı kurmak, bugünü kurtarmakla kalmaz; kurumu geleceğin belirsizliklerine karşı da dayanıklı kılar. Dijital dünyada güven, inşa edilmesi en zor ama kaybedilmesi en kolay sermayedir.

Serbest Köşe

Aramayı Bırak, Sormaya Başla: Dijital Dünyanın Yeni Dili “Prompt”

21/12/2025

Bundan on-on beş yıl öncesini hatırlayın. Bir bilgiye ulaşmak için Google’ın o beyaz sayfasına anahtar kelimeleri dizer, “belki çıkar” umuduyla sayfalarca aşağı inerdik. O zamanlar dijital okuryazarlık, “doğru anahtar kelimeyi (keyword) bulma” sanatıydı. Ancak dünya değişti. Artık internetten bir şeyleri “aramıyoruz”; internetin devasa zekasına “soru soruyoruz”.

İşte bu noktada karşımıza o sihirli kelime çıkıyor: Prompt.

1. Anahtar Kelimelerden Cümlelerin Gücüne

Eskiden robot gibi düşünmeye zorlanırdık. “En iyi makarna tarifi” yazardık ve karşımıza çıkan onca site arasından en iyisini biz ayıklardık. Şimdi ise durum çok farklı. Yapay zekaya; “Elimde sadece mantar ve krema var, 15 dakikada hazırlayabileceğim İtalyan usulü bir tarif verir misin?” dediğimizde, bize sadece bir link vermiyor; bizzat şefin kendisi oluyor.

Bu dönüşüm, aslında bir zihniyet devrimi. Arama motorları bize seçenek sunarken, promptlar bize sonuç sunar. Ancak bu sonucu ne kadar kaliteli alacağınız, tamamen soruyu nasıl sorduğunuza bağlı.

2. Prompt Nedir, Ne Değildir?

Araştırmalarım sonucunda şunu gördüm: Birçok kişi prompt yazmayı bir “komut vermek” sanıyor. Oysa prompt, yapay zekayla kurulan bir diyalogdur. Eğer bir asistana “Bana bir rapor hazırla” derseniz, muhtemelen hiçbir işinize yaramayacak, genelgeçer bir metin alırsınız. Ama ona; “Sen kıdemli bir pazarlama stratejistisin. 2025 yılı e-ticaret trendlerini, özellikle Z kuşağının satın alma alışkanlıkları üzerinden analiz eden, 3 maddelik bir özet rapor hazırla” derseniz, işte o zaman gerçek cevheri görürsünüz.

3. “Doğru Soru” Neden “Doğru Arama”dan Daha Değerli?

Doğru aramada sadece bulursunuz. Doğru soruda ise yaratırsınız. Bağlam (Context) Her Şeydir: Yapay zeka sizin zihninizi okuyamaz (henüz!). Ona kim olduğunu, neden bu bilgiye ihtiyacınız olduğunu ve sonucun nasıl görünmesi gerektiğini söylemelisiniz.

  • Rol Tanımlama: Ona bir kimlik verin. “Bir avukat gibi düşün”, “Bir yazılımcı gibi kodla”, “Bir masal anlatıcısı gibi betimle”. Rol tanımlamak, yapay zekanın odak noktasını daraltır ve derinleştirir.
  • Kısıtlamalar Koyun: “Uzun olmasın”, “Teknik terim kullanma”, “Sadece listeler halinde yaz” gibi kısıtlamalar, gürültüyü temizler.

4. İyi Bir Promptun Anatomisi

Deneye yanıla oluşturduğum, benim “Altın Reçete” dediğim formül şu:

Rol + Görev + Bağlam + Format = Mükemmel Sonuç

Kötü Örnek: “Bana bir blog yazısı yaz.” İyi Örnek: “Sen deneyimli bir gezi yazarısın (Rol). Kapadokya’da 3 günlük bir rota oluştur (Görev). Bu rota bütçe dostu olmalı ve kalabalıktan uzak yerleri içermeli (Bağlam). Yazıyı samimi bir dille, alt başlıklar kullanarak hazırla (Format).”

Aradaki fark, sadece birkaç kelime gibi görünebilir; ancak sonuçlar arasındaki uçurum, amatörlük ile profesyonellik arasındaki fark kadardır.

5. Gelecek, Soru Sorabilenlerin Olacak

Artık bilgiye ulaşmak bir yetenek değil. Bilgi her yerde. Asıl yetenek, o bilgiyi işlemek için doğru komutu verebilmekte. Prompt mühendisliği (Prompt Engineering) bugün bir meslek dalı olarak görülse de, aslında hepimizin öğrenmesi gereken yeni bir “ana dil”.

Yapay zekaya “ne yapacağını” söylemekten ziyade, “nasıl bir sonuç hayal ettiğinizi” anlatmaya başladığınızda, bu teknolojinin sadece bir araç değil, inanılmaz bir iş ortağı olduğunu fark edeceksiniz.


Son Söz: Öğrendiğim en büyük ders şu oldu: Cevaplar, sorunun kalitesi kadar iyidir. Eğer aldığınız sonuçtan memnun değilseniz, yapay zekayı suçlamadan önce dönüp aynaya, yani promptunuza bakın. Belki de sadece biraz daha detay ve biraz daha “insani” bir dokunuş gerekiyordur.

Siz de aramayı bırakın ve doğru soruları sormaya başlayın. Göreceksiniz, kapılar çok daha hızlı açılacak.

Çağrı Merkezi

2025 3. Çeyrek Çağrı Merkezi İstatistikleri

21/12/2025

📈 TBB tarafından 2025 yılı 3. çeyrek çağrı merkezi istatistikleri yayımlandı. İstatistiklerin tamamına TBB resmi sitesinden ulaşabilirsiniz.

✏️ Eylül 2025 itibarıyla, çağrı merkezi çalışan sayısı 11.591 kişidir. Bu rakamın 9.305’i yarı ve tam zamanlı çalışan müşteri temsilcilerinden oluşurken, destek hizmeti veren personel sayısı 1.134 ve yönetici sayısı 1.152 kişidir. Banka adına outsource çağrı merkezlerinde çalışan müşteri temsilcisi sayısı ise 7.515 kişidir.

✏️ Çağrı merkezinde çalışanların yüzde 72’si kadınlardan oluşmaktadır. Bu oran müşteri temsilcilerinde yüzde 75, destek hizmeti veren personelde yüzde 68, yöneticilerde ise yüzde 58’dir. Yaş ortalamaları müşteri temsilcilerinde 28, destek hizmeti veren personelde 35 ve yöneticilerde ise 36 düzeyindedir. Çağrı merkezinde çalışanların yüzde 37’si İstanbul ve İzmit’te görev yapmaktadır. Çağrı merkezinde çalışanların yüzde 94’ünü yükseköğretim kurumlarını bitirmiş ve/veya lisansüstü eğitim yapmış çalışan oluşturmaktadır (yüzde 28’i ön lisans, yüzde 63’ü lisans, yüzde 3’ü ise yüksek lisans ve doktora diplomasına sahiptir). Çalışanların yüzde 6’sı lise mezunudur. Çağrı merkezi çalışanlarının 213’ü Sermaye Piyasası Kurulu lisansına sahiptir. Yabancı dili olan kişi sayısı 560’tır.

✏️ Temmuz-Eylül 2025 döneminde, çağrı merkezlerine gelen toplam çağrı sayısı bir önceki döneme göre 8,1 milyon adet (yüzde 8) artarak 109 milyon olmuştur. Aynı dönem itibarıyla giden çağrı sayısı bir önceki döneme göre yaklaşık 5 milyon adet (yüzde 17) artarak 34 milyon olarak gerçekleşmiştir. Temmuz-Eylül 2025 döneminde çağrı merkezlerinde gelen çağrılarda müşteri karşılama oranı yüzde 97, ortalama konuşma süresi 193 saniyedir. Aynı dönem itibarıyla giden çağrılarda müşterilere ulaşma oranı yüzde 43, ortalama konuşma süresi ise 155 saniye olarak gerçekleşmiştir. Gelen çağrıların yüzde 44’ü sesli yanıt sistemi, yüzde 56’sı ise müşteri temsilcileri tarafından karşılanmıştır. Temmuz-Eylül 2025 döneminde gelen çağrıda müşteri temsilcisi başına değerlendirilen çağrı sayısı 24 adet, giden çağrıda 36 adettir. Gelen çağrıda ilk amire düşen müşteri temsilcisi sayısı 16 adet, giden çağrıda 18 adettir. Müşteri temsilcilerinin gelen çağrıda hazırlık dönemi eğitim süresi ortalama 216 saat, giden çağrıda 146 saattir. Temmuz-Eylül 2025 döneminde muhasebe kaydı yaratan finansal işlemlerin2 toplamı 2,3 milyon adet, hacmi ise yaklaşık 71 milyar TL’dir.

Çağrı Merkezi

2025 2. Çeyrek Çağrı Merkezi İstatistikleri

03/08/2025

📈 TBB tarafından 2025 yılı 2. çeyrek çağrı merkezi istatistikleri yayımlandı. İstatistiklerin tamamına TBB resmi sitesinden ulaşabilirsiniz.

✏️ Haziran 2025 itibarıyla, çağrı merkezi çalışan sayısı 11.061 kişidir. Bu rakamın 8.845’i yarı ve tam zamanlı çalışan müşteri temsilcilerinden oluşurken, destek hizmeti veren personel sayısı 1.116 ve yönetici sayısı 1.100 kişidir. Banka adına outsource çağrı merkezlerinde çalışan müşteri temsilcisi sayısı ise 7.254 kişidir.

✏️ Çağrı merkezinde çalışanların yüzde 72’si kadınlardan oluşmaktadır. Bu oran müşteri temsilcilerinde yüzde 74, destek hizmeti veren personelde yüzde 68, yöneticilerde ise yüzde 57’dir. Yaş ortalamaları müşteri temsilcilerinde 28, destek hizmeti veren personelde 35 ve yöneticilerde ise 37 düzeyindedir. Çağrı merkezinde çalışanların yüzde 35’i İstanbul ve İzmit’te görev yapmaktadır. Çağrı merkezinde çalışanların yüzde 94’ünü yükseköğretim kurumlarını bitirmiş ve/veya lisansüstü eğitim yapmış çalışan oluşturmaktadır (yüzde 29’u ön lisans, yüzde 62’si lisans, yüzde 3’ü ise yüksek lisans ve doktora diplomasına sahiptir). Çalışanların yüzde 6’sı lise mezunudur. Çağrı merkezi çalışanlarının 204’ü Sermaye Piyasası Kurulu lisansına sahiptir. Yabancı dili olan kişi sayısı 615’tir.

✏️ Nisan-Haziran 2025 döneminde, çağrı merkezlerine gelen toplam çağrı sayısı bir önceki döneme göre 1,4 milyon adet (yüzde 1) azalarak 101 milyon olmuştur. Aynı dönem itibarıyla giden çağrı sayısı bir önceki döneme göre 2 milyon adet (yüzde 6) azalarak 29 milyon olarak gerçekleşmiştir. Nisan-Haziran 2025 döneminde çağrı merkezlerinde gelen çağrılarda müşteri karşılama oranı yüzde 97, ortalama konuşma süresi 194 saniyedir. Aynı dönem itibarıyla giden çağrılarda müşterilere ulaşma oranı yüzde 45, ortalama konuşma süresi ise 149 saniye olarak gerçekleşmiştir. Gelen çağrıların yüzde 44’ü sesli yanıt sistemi, yüzde 56’sı ise müşteri temsilcileri tarafından karşılanmıştır. Nisan-Haziran 2025 döneminde gelen çağrıda müşteri temsilcisi başına değerlendirilen çağrı sayısı 25 adet, giden çağrıda 36 adettir. Gelen çağrıda ilk amire düşen müşteri temsilcisi sayısı 16 adet, giden çağrıda 19 adettir. Müşteri temsilcilerinin gelen çağrıda hazırlık dönemi eğitim süresi ortalama 211 saat, giden çağrıda 139 saattir. Nisan-Haziran 2025 döneminde muhasebe kaydı yaratan finansal işlemlerin2 toplamı 2,3 milyon adet, hacmi ise yaklaşık 69 milyar TL’dir.

Çağrı Merkezi

2025 1. Çeyrek Çağrı Merkezi İstatistikleri

03/08/2025

📈 TBB tarafından 2025 yılı 1. çeyrek çağrı merkezi istatistikleri yayımlandı. İstatistiklerin tamamına TBB resmi sitesinden ulaşabilirsiniz.

✏️ Mart 2025 itibarıyla, çağrı merkezi çalışan sayısı 11.296 kişidir. Bu rakamın 9.052’si yarı ve tam zamanlı çalışan müşteri temsilcilerinden oluşurken, destek hizmeti veren personel sayısı 1.122 ve yönetici sayısı da 1.122 kişidir. Banka adına outsource çağrı merkezlerinde çalışan müşteri temsilcisi sayısı ise 7.457 kişidir.

✏️ Çağrı merkezinde çalışanların yüzde 71’i kadınlardan oluşmaktadır. Bu oran müşteri temsilcilerinde yüzde 73, destek hizmeti veren personelde yüzde 68, yöneticilerde ise yüzde 57’dir. Yaş ortalamaları müşteri temsilcilerinde 28, destek hizmeti veren personelde ve yöneticilerde ise 35 düzeyindedir. Çağrı merkezinde çalışanların yüzde 35’i İstanbul ve İzmit’te görev yapmaktadır. Çağrı merkezinde çalışanların yüzde 93’ünü yükseköğretim kurumlarını bitirmiş ve/veya lisansüstü eğitim yapmış çalışan oluşturmaktadır (yüzde 29’u ön lisans, yüzde 61’i lisans, yüzde 3’ü ise yüksek lisans ve doktora diplomasına sahiptir). Çalışanların yüzde 7’si lise mezunudur. Çağrı merkezi çalışanlarının 194’ü Sermaye Piyasası Kurumu lisansına sahiptir. Yabancı dili olan kişi sayısı 659’dur.

✏️ Ocak-Mart 2025 döneminde, çağrı merkezlerine gelen toplam çağrı sayısı bir önceki döneme göre 8 milyon adet (yüzde 7) azalarak yaklaşık 103 milyon olmuştur. Aynı dönem itibarıyla giden çağrı sayısı bir önceki döneme göre 2 milyon adet azalarak 31 milyon olarak gerçekleşmiştir. Ocak-Mart 2025 döneminde çağrı merkezlerinde gelen çağrılarda müşteri karşılama oranı yüzde 98, ortalama konuşma süresi 197 saniyedir. Aynı dönem itibarıyla giden çağrılarda müşterilere ulaşma oranı yüzde 44, ortalama konuşma süresi ise 155 saniye olarak gerçekleşmiştir. Gelen çağrıların yüzde 44’ü sesli yanıt sistemi, yüzde 56’sı ise müşteri temsilcileri tarafından karşılanmıştır. Ocak-Mart 2025 döneminde gelen çağrıda müşteri temsilcisi başına değerlendirilen çağrı sayısı 25 adet, giden çağrıda 33 adettir. Gelen çağrıda ilk amire düşen müşteri temsilcisi sayısı 16 adet, giden çağrıda 18 adettir. Müşteri temsilcilerinin gelen çağrıda hazırlık dönemi eğitim süresi ortalama 221 saat, giden çağrıda 129 saattir. Ocak-Mart 2025 döneminde muhasebe kaydı yaratan finansal işlemlerin2 toplamı 2,3 milyon adet, hacmi ise yaklaşık 62 milyar TL’dir.

Çağrı Merkezi

Çağrı Merkezinin Geleceğinde Yapay Zekanın Rolü

29/04/2025

Çağrı Merkezinin Geleceğinde Yapay Zekanın Rolü: Sadece Bir Yardımcı Değil, Dönüştürücü Bir Güç

Günümüzde müşteri deneyimi, işletmelerin rekabet avantajı elde etmesinde kritik bir faktör haline geldi. Bu bağlamda, çağrı merkezleri, müşterilerle doğrudan etkileşim kurulan ve marka imajını şekillendiren önemli bir köprü görevi görüyor. Ancak, geleneksel çağrı merkezi operasyonları, artan müşteri beklentileri, karmaşık sorunlar ve yoğun iş yükü gibi zorluklarla karşı karşıya kalabiliyor. İşte tam da bu noktada, yapay zeka (YZ), çağrı merkezlerinin geleceğini yeniden tanımlayan dönüştürücü bir güç olarak öne çıkıyor.

Peki, yapay zeka çağrı merkezlerinde nasıl bir rol üstlenecek? Sadece tekrarlayan görevleri otomatikleştiren bir yardımcı mı olacak, yoksa çok daha fazlasını mı sunacak? Gelin, bu soruların cevaplarını geleceğin çağrı merkezi vizyonuyla birlikte keşfedelim.

Sohbet Robotlarından Akıllı Asistanlara: İlk Temas Noktasında YZ Devrimi

Yapay zekanın çağrı merkezlerindeki en belirgin yansımalarından biri, hiç şüphesiz sohbet robotları (chatbotlar) ve sanal asistanlar. Günümüzde birçok işletme, basit soruları yanıtlamak, bilgi sağlamak ve hatta temel sorunları çözmek için bu teknolojilerden faydalanıyor. Ancak gelecekte, YZ’nın doğal dil işleme (NLP) ve makine öğrenimi yeteneklerinin gelişmesiyle birlikte, bu sanal etkileşimler çok daha akıllı ve insana yakın bir hale gelecek.

Geleceğin sohbet robotları, sadece önceden tanımlanmış senaryolara göre değil, müşterinin duygusal durumunu anlayarak, karmaşık sorulara bağlamsal cevaplar vererek ve hatta proaktif önerilerde bulunarak gerçek birer “akıllı asistan” gibi çalışacak. Bu sayede, müşterilerin ilk temas noktalarında daha hızlı ve kişiselleştirilmiş bir deneyim yaşaması mümkün olacak.

Agentların Süper Gücü: YZ Destekli Karar Alma ve Kişiselleştirilmiş Hizmet

Yapay zeka, sadece müşterilerle olan ilk etkileşimde değil, aynı zamanda çağrı merkezi agentlarının da işlerini kolaylaştıracak ve daha verimli hale getirecek güçlü araçlar sunuyor. Gerçek zamanlı veri analizi, duygu analizi ve müşteri geçmişi gibi bilgileri anında agentların ekranına taşıyarak, daha bilinçli ve kişiselleştirilmiş hizmet sunmalarına olanak tanıyacak.

Örneğin, YZ destekli sistemler, bir müşterinin geçmiş etkileşimlerini analiz ederek, potansiyel sorunları önceden tahmin edebilir ve agenta bu konuda proaktif adımlar atması için önerilerde bulunabilir. Aynı şekilde, müşterinin ses tonundan veya kullandığı kelimelerden duygu durumunu tespit ederek, agentın iletişim tarzını buna göre ayarlamasına yardımcı olabilir. Bu sayede, müşteri memnuniyeti ve agent verimliliği önemli ölçüde artırılabilir.

Operasyonel Mükemmeliyetin Anahtarı: Tahminleme, Optimizasyon ve Otomasyon

Yapay zeka, çağrı merkezi operasyonlarının arka planında da önemli bir rol oynayacak. Talep tahminlemesi, personel planlaması, iş akışı optimizasyonu ve kalite kontrol gibi alanlarda YZ algoritmaları, daha doğru kararlar alınmasına ve kaynakların daha verimli kullanılmasına olanak tanıyacak.

Örneğin, geçmiş verileri analiz ederek gelecekteki çağrı hacmini yüksek bir doğrulukla tahmin etmek, doğru sayıda agentın doğru zamanda görevlendirilmesini sağlayacak ve bekleme sürelerini en aza indirecektir. Benzer şekilde, YZ destekli kalite analiz araçları, binlerce çağrıyı otomatik olarak analiz ederek, agent performansını değerlendirecek ve iyileştirme alanlarını belirleyecektir.

İnsanın Rolü Azalıyor mu? Tam Tersi!

Yapay zekanın çağrı merkezlerindeki yükselişi, bazı kesimlerde “insan agentların yerini alacak mı?” endişesine yol açabiliyor. Ancak gerçek şu ki, YZ insan agentların yerini almak yerine, onların yeteneklerini tamamlayacak ve daha stratejik görevlere odaklanmalarını sağlayacak bir araç olacak.

Tekrarlayan ve basit görevlerin YZ tarafından üstlenilmesi, insan agentlara daha karmaşık, empati gerektiren ve problem çözme becerilerinin ön plana çıktığı durumlara odaklanma fırsatı sunacak. Bu da hem müşteri memnuniyetini artıracak hem de agentların iş tatminini yükseltecektir. Geleceğin çağrı merkezlerinde, insan ve yapay zeka iş birliği, kusursuz bir müşteri deneyimi sunmanın anahtarı olacak.

Sonuç: Geleceğe Yatırım Yapmak

Çağrı merkezlerinin geleceği, yapay zekanın sunduğu muazzam potansiyelle şekilleniyor. İşletmelerin rekabetçi kalabilmesi ve müşteri beklentilerini karşılayabilmesi için bu teknolojik dönüşüme ayak uydurması kaçınılmaz. Yapay zekaya yapılan yatırım, sadece maliyetleri düşürmek ve verimliliği artırmakla kalmayacak, aynı zamanda müşterilere daha kişiselleştirilmiş, hızlı ve etkili bir deneyim sunarak marka sadakatini de güçlendirecektir.

Unutmamalıyız ki, yapay zeka sadece bir araçtır ve onun potansiyelini en üst düzeye çıkarmak için insan zekası ve yaratıcılığına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacağız. Geleceğin başarılı çağrı merkezleri, insan ve yapay zekanın mükemmel bir uyum içinde çalıştığı merkezler olacaktır.

İç Denetim

ISO 31000: Risk Yönetiminde Yeni Bir Dönem

31/03/2025

Günümüz iş dünyası, hiç olmadığı kadar karmaşık ve belirsiz. Küresel salgınlar, ekonomik dalgalanmalar, teknolojik değişimler ve çevresel sorunlar gibi faktörler, işletmelerin karşılaştığı risklerin sayısını ve çeşitliliğini artırıyor. Bu nedenle, risk yönetimi artık sadece bir seçenek değil, bir zorunluluk haline geldi. İşte tam bu noktada, ISO 31000 standardı devreye giriyor.

ISO 31000 Nedir?

ISO 31000, Uluslararası Standardizasyon Örgütü (ISO) tarafından yayınlanan ve risk yönetimi için uluslararası kabul görmüş bir çerçeve sunan bir standarttır. Bu standart, kuruluşların her türlü riski tanımlamalarına, değerlendirmelerine ve yönetmelerine yardımcı olur. ISO 31000, risk yönetimini sadece olumsuz olaylardan kaçınmak olarak değil, aynı zamanda fırsatları değerlendirmek ve kuruluşun stratejik hedeflerine ulaşmasını sağlamak olarak da ele alır.

ISO 31000’in Temel İlkeleri:

ISO 31000, risk yönetiminin etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak için bir dizi temel ilke belirler. Bu ilkeler şunlardır:

  • Entegrasyon: Risk yönetimi, kuruluşun tüm faaliyetlerine entegre edilmelidir.
  • Yapılandırılmış ve kapsamlı: Risk yönetimi, sistematik ve kapsamlı bir yaklaşımla ele alınmalıdır.
  • Özelleştirilmiş: Risk yönetimi, kuruluşun özel ihtiyaçlarına ve bağlamına uygun olarak özelleştirilmelidir.
  • Kapsayıcı: Risk yönetimi, tüm paydaşların katılımını sağlamalıdır.
  • Dinamik: Risk yönetimi, sürekli değişen koşullara uyum sağlayacak şekilde dinamik olmalıdır.
  • En iyi mevcut bilgi: Risk yönetimi, en iyi mevcut bilgiye dayanmalıdır.
  • İnsan ve kültürel faktörler: Risk yönetimi, insan ve kültürel faktörleri dikkate almalıdır.
  • Sürekli iyileştirme: Risk yönetimi, sürekli olarak izlenmeli ve iyileştirilmelidir.

ISO 31000’in Faydaları:

ISO 31000’i uygulayan kuruluşlar, birçok fayda elde eder:

  • Daha iyi karar verme: Riskleri daha iyi anlayarak daha bilinçli kararlar alabilirler.
  • Artan verimlilik: Riskleri azaltarak operasyonel verimliliği artırabilirler.
  • Geliştirilmiş itibar: Riskleri etkili bir şekilde yöneterek paydaşların güvenini kazanabilirler.
  • Kaynakların etkin kullanımı: Riskleri doğru analiz ederek kaynakların daha doğru ve etkin kullanılmasını sağlar.
  • Sürdürülebilirlik: İşletmelerin devamlılığını ve sürdürülebilirliklerini güvence altına alır.

ISO 31000 Nasıl Uygulanır?

ISO 31000, bir sertifikasyon standardı değildir. Ancak, kuruluşlara risk yönetimi süreçlerini iyileştirmek için bir yol haritası sunar. ISO 31000’i uygulamak için aşağıdaki adımlar izlenebilir:

  1. Risk yönetimi çerçevesi oluşturun.
  2. Riskleri tanımlayın.
  3. Riskleri analiz edin ve değerlendirin.
  4. Riskleri yönetmek için planlar geliştirin.
  5. Risk yönetimi sürecini izleyin ve gözden geçirin.
Çağrı Merkezi

2024 4. Çeyrek Çağrı Merkezi İstatistikleri

09/02/2025

📈 TBB tarafından 2024 yılı 4. çeyrek çağrı merkezi istatistikleri yayımlandı. İstatistiklerin tamamına TBB resmi sitesinden ulaşabilirsiniz.

✏️ Aralık 2024 itibarıyla, çağrı merkezi çalışan sayısı 10.921 kişidir. Bu rakamın 8.735’i yarı ve tam zamanlı çalışan müşteri temsilcilerinden oluşurken, destek hizmeti veren personel sayısı 1.107 ve yönetici sayısı 1.079 kişidir. Banka adına outsource çağrı merkezlerinde çalışan müşteri temsilcisi sayısı ise 7.501 kişidir.

✏️ Çağrı merkezinde çalışanların yüzde 71’i kadınlardan oluşmaktadır. Bu oran müşteri temsilcilerinde yüzde 73, destek hizmeti veren personelde yüzde 69, yöneticilerde ise yüzde 56’dır. Yaş ortalamaları müşteri temsilcilerinde 28, destek hizmeti veren personelde 35 ve yöneticilerde 36 düzeyindedir. Çağrı merkezinde çalışanların yüzde 36’sı İstanbul ve İzmit’te görev yapmaktadır. Çağrı merkezinde çalışanların yüzde 93’ünü yükseköğretim kurumlarını bitirmiş ve/veya lisansüstü eğitim yapmış çalışan oluşturmaktadır (yüzde 28’i ön lisans, yüzde 62’si lisans, yüzde 3’ü ise yüksek lisans ve doktora diplomasına sahiptir). Çalışanların yüzde 7’si lise mezunudur. Çağrı merkezi çalışanlarının 183’ü Sermaye Piyasası Kurumu lisansına sahiptir. Yabancı dili olan kişi sayısı 640’dır.

✏️ Ekim-Aralık 2024 döneminde, çağrı merkezlerine gelen toplam çağrı sayısı bir önceki döneme göre 2 milyon adet (yüzde 2) artarak 111 milyon olmuştur. Aynı dönem itibarıyla giden çağrı sayısı bir önceki döneme göre 4 milyon adet artarak 33 milyon olarak gerçekleşmiştir. Ekim-Aralık 2024 döneminde çağrı merkezlerinde gelen çağrılarda ortalama konuşma süresi 195 saniyedir. Gelen çağrıların yüzde 46’sı sesli yanıt sistemi, yüzde 54’ü ise müşteri temsilcileri tarafından karşılanmıştır. Aynı dönem itibarıyla giden çağrılarda müşterilere ulaşma oranı yüzde 47, ortalama konuşma süresi ise 153 saniye olarak gerçekleşmiştir. Ekim-Aralık 2024 döneminde gelen çağrıda müşteri temsilcisi başına değerlendirilen çağrı sayısı 26 adet, giden çağrıda 34 adettir. Gelen çağrıda ilk amire düşen müşteri temsilcisi sayısı 15 adet, giden çağrıda 16 adettir. Müşteri temsilcilerinin gelen çağrıda hazırlık dönemi eğitim süresi ortalama 227 saat, giden çağrıda 130 saattir. Ekim-Aralık 2024 döneminde muhasebe kaydı yaratan finansal işlemlerin2 toplamı 2,1 milyon adet, hacmi ise yaklaşık 54 milyar TL’dir.